English    Türkçe    فارسی   

4
756-780

  • Padişahlar, iyiyi de kabul ederler, kötüyü de... Bir şeyi kabul ettiler mi artık reddetmezler.
  • در قبول آرند شاهان نیک و بد ** چون قبول آرند نبود بیش رد
  • Mademki bir fidan diktin, onu sula... Mademki açtın düğümleme!
  • چون نهالی کاشتی آبش بده ** چون گشادش داده‌ای بگشا گره
  • Mesnevi’deki sözlerden maksadım senin sırrın, onu şiir halinde söylemedeki muradım senin sesindir.
  • قصدم از الفاظ او راز توست ** قصدم از انشایش آواز توست
  • Bence sesin, Allah sesidir... Âşık, haşa; sevgilisinden ayrılmaz.
  • پیش من آوازت آواز خداست ** عاشق از معشوق حاشا که جداست
  • Nâsın caniyle nâsın rabbi arasında keyfiyetsiz, kıyasa sığmaz bir ulaşma, bir birlik vardır. 760
  • اتصالی بی‌تکیف بی‌قیاس ** هست رب‌الناس را با جان ناس
  • Fakat nâs dedim, nesnas değil... nas canın canı olan Allah’a aşina olanlardır, başkaları değil!
  • لیک گفتم ناس من نسناس نی ** ناس غیر جان جان‌اشناس نی
  • Nâs dediğim adamdır, adam nerede? Sen adamların başını, görmedin, kuyruksun sen!
  • ناس مردم باشد و کو مردمی ** تو سر مردم ندیدستی دمی
  • “Görünüşte o toprağı atan sen idin, hakikatte Allah idi” ayetini okumuşsun ama cisimden ibaretsin, cüz’ülerde kala kalmışsın!
  • ما رمیت اذ رمیت خوانده‌ای ** لیک جسمی در تجزی مانده‌ای
  • A ahmak, cisim ülkeni Belkıs gibi Süleyman Peygamber için terk et!
  • ملک جسمت را چو بلقیس ای غبی ** ترک کن بهر سلیمان نبی
  • Lâhavle diyorum ama sözümden değil... O kötü düşüncelinin vesveselerinden lâhavle demekteyim! 765
  • می‌کنم لا حول نه از گفت خویش ** بلک از وسواس آن اندیشه کیش
  • Çünkü o, benim sözlerime karşı hayallere düşmekte, gönlündeki vesveseler ve şüpheden doğan inkârlar yüzünden hayaller kurmaktadır.
  • کو خیالی می‌کند در گفت من ** در دل از وسواس و انکارات ظن
  • Lâhavle diyorum; yani çaresi yok... Çünkü senin gönlünde benim sözlerimin zıddı olan düşünceler ve sözler var!
  • می‌کنم لا حول یعنی چاره نیست ** چون ترا در دل بضدم گفتنیست
  • Sözlerim, boğazına tıkıldı kaldı, artık ben sustum... Hadi sen, sana lâyık olanı söyle bakalım!
  • چونک گفت من گرفتت در گلو ** من خمش کردم تو آن خود بگو
  • Güzel sesli bir neyzen ney çalarken ansızın aşağı tarafından bir yeldir çıktı!
  • آن یکی نایی خوش نی می‌زدست ** ناگهان از مقعدش بادی بجست
  • Neyzen neyi aşağı tarafına tutarak, hadi bakalım dedi... Benden iyi üfleyeceksen üfle! 770
  • نای را بر کون نهاد او که ز من ** گر تو بهتر می‌زنی بستان بزن
  • Ey Müslüman, edep nedir diye arar sorarsan bil ki edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül etmektir.
  • ای مسلمان خود ادب اندر طلب ** نیست الا حمل از هر بی‌ادب
  • Kimi falan adamın huyu kötü, tabiatı fena diye şikâyet eder görürsen,
  • هر که را بینی شکایت می‌کند ** که فلان کس راست طبع و خوی بد
  • Bil ki bu şikâyetçinin huyu kötüdür; kötüdür ki o kötü huylunun kötülüğünü söylüyor!
  • این شکایت‌گر بدان که بدخو است ** که مر آن بدخوی را او بدگو است
  • Çünkü iyi huylu, kötü huylulara, fena tabiatlılara tahammül eden, onların kötülüğünü söylemeyen kişidir.
  • زانک خوش‌خو آن بود کو در خمول ** باشد از بدخو و بدطبعان حمول
  • Fakat şeyh, birisinin kötülüğünü söylerse bu, Allah emriyledir, kızgınlığa, heva ve hevese uymadan değil! 775
  • لیک در شیخ آن گله ز آمر خداست ** نه پی خشم و ممارات و هواست
  • Onun şikâyeti, şikâyet değildir, onu ıslahtır... O şikâyet, peygamberlerin şikâyetine benzer.
  • آن شکایت نیست هست اصلاح جان ** چون شکایت کردن پیغامبران
  • Peygamberlerin sabırsızlığı, bil ki Allah emriyledir... Yoksa onların hilmi, kötü şeylere tahammül eder.
  • ناحمولی انبیا از امر دان ** ورنه حمالست بد را حلمشان
  • Onlar kötülüğe tahammül ede ede tabiatlarını öldürdüler... Artık onlardan bir tahammülsüzlük zuhur ederse kendilerinden değildir, Allah’tandır.
  • طبع را کشتند در حمل بدی ** ناحمولی گر بود هست ایزدی
  • Ey Süleyman, kuzgunla doğan arasında Allah hilmine bürün de bütün kuşlarla uzlaş!
  • ای سلیمان در میان زاغ و باز ** حلم حق شو با همه مرغان بساز
  • Ey hilmi, yüzlerce Belkıs’ı zebun eden, ey “Rabbim, kavmine sen doğru yolu göster, onlar bilmiyorlar” diyen! 780
  • ای دو صد بلقیس حلمت را زبون ** که اهد قومی انهم لا یعلمون
  • Süleyman aleyhisselam’ın, Belkis’e şirkte ısrar etme, imana gelmeyi geciktirme diye tehdit ederek haber göndermesi
  • تهدید فرستادن سلیمان علیه‌السلام پیش بلقیس کی اصرار میندیش بر شرک و تاخیر مکن