English    Türkçe    فارسی   

4
803-827

  • Sen, kendi kendine savaşa girişmişsin... Başkalarını kendin olarak tanımamış, anlamamışsın!
  • ای تو در بیگار خود را باخته ** دیگران را تو ز خود نشناخته
  • Sen hangi surette rastlasan, bu, benim diye durup kalıyorsun ama vallahi o, sen değilsin!
  • تو به هر صورت که آیی بیستی ** که منم این والله آن تو نیستی
  • Bir zamancağız halktan uzaklaşsan, yapayalnız kalsan ta boğazına kadar gama, endişeye batarsın. 805
  • یک زمان تنها بمانی تو ز خلق ** در غم و اندیشه مانی تا به حلق
  • Hâlbuki bu, nasıl sen olabilir? Sen o tek kişisin; Sen kendinin güzelisin, kendinin dilberisin, kendinin sarhoşusun!
  • این تو کی باشی که تو آن اوحدی ** که خوش و زیبا و سرمست خودی
  • Kendinin kuşu, kendinin avı, kendinin tuzağısın... Kendinin başköşesi, kendinin döşemesi, kendinin damısın!
  • مرغ خویشی صید خویشی دام خویش ** صدر خویشی فرش خویشی بام خویش
  • Cevher ona derler ki varlığı, kendi kendine olsun... Onunla var olan, onun feri bulunan şey, arazdır.
  • جوهر آن باشد که قایم با خودست ** آن عرض باشد که فرع او شدست
  • Sen de Âdemoğluysan onun gibi ol, bütün zürriyetleri kendinde gör!
  • گر تو آدم‌زاده‌ای چون او نشین ** جمله ذریات را در خود ببین
  • Testide ne vardır ki nehirde olmasın... Evde ne vardır ki şehirde bulunmasın! 810
  • چیست اندر خم که اندر نهر نیست ** چیست اندر خانه که اندر شهر نیست
  • Bu âlem bir testidir, gönül de ırmak suyuna benzer. Bu âlem odadır, gönülse görülmedik ve şaşılacak şeylerle dolu bir şehir!
  • این جهان خمست و دل چون جوی آب ** این جهان حجره‌ست و دل شهر عجاب
  • Süleyman aleyhisselâm’ın, benim senin imana gelmeni istemem; ancak Allah rızası içindi; ne nefsinde, ne güzelliğinde, ne de saltanatında bir zerre garezim yok. Allah nuruyla gözüm açılsın, sen de görürsün demesi
  • پیدا کردن سلیمان علیه‌السلام کی مرا خالصا لامر الله جهدست در ایمان تو یک ذره غرضی نیست مرا نه در نفس تو و حسن تو و نه در ملک تو خود بینی چون چشم جان باز شود به نورالله
  • Hemencecik gel... Ben, seni davet eden bir elçiyim... Ecel gibi şehveti öldürücüyüm, şehvete esir değil!
  • هین بیا که من رسولم دعوتی ** چون اجل شهوت‌کشم نه شهوتی
  • Hatta şehvetin olsa bile şehvette emîrim... Bir güzelin yüzünü görüp şehvet esiri olmam ben!
  • ور بود شهوت امیر شهوتم ** نه اسیر شهوت روی بتم
  • Aslımızın aslı, Halil ve bütün peygamberler gibi putları kıran kişilerdir.
  • بت‌شکن بودست اصل اصل ما ** چون خلیل حق و جمله انبیا
  • Ey esir, biz put haneye girsek bile puta secde etmeyiz, put bize secde eder. 815
  • گر در آییم ای رهی در بتکده ** بت سجود آرد نه ما در معبده
  • Ahmed de put haneye gitti, Ebu Cehil de... Fakat bunun gitmesiyle onun gitmesi arasında pek büyük bir fark var!
  • احمد و بوجهل در بتخانه رفت ** زین شدن تا آن شدن فرقیست زفت
  • Bu put haneye girdi mi putlar baş kor, secdeye kapanır... O girdi mi ümmetler gibi putlara secde eder!
  • این در آید سر نهند او را بتان ** آن در آید سر نهد چون امتان
  • Şehvete mensup olan bu âlem de put hanedir... Hem peygamberlere yuvadır, hem kâfirlere!
  • این جهان شهوتی بتخانه‌ایست ** انبیا و کافران را لانه‌ایست
  • Fakat şehvet, pak kişilere kuldur... Halis altını ateş yakmaz!
  • لیک شهوت بنده‌ی پاکان بود ** زر نسوزد زانک نقد کان بود
  • Kâfirler kalptır, temiz kişilerse altına benzerler. Her iki kısım da bu potanın içindedir. 820
  • کافران قلب‌اند و پاکان هم‌چو زر ** اندرین بوته درند این دو نفر
  • Potaya kalp olan girdi mi hemen kararır... Altın girdi mi altınlığı belli olur.
  • قلب چون آمد سیه شد در زمان ** زر در آمد شد زری او عیان
  • Altın, elini kolunu açar da potaya atılır, ateş içinde hoş bir surette gülümser durur!
  • دست و پا انداخت زر در بوته خوش ** در رخ آتش همی خندد رگش
  • Âlemde cismimiz, bizim yüzümüzü örtmektedir... Biz, samanla örtülü deniz gibiyiz!
  • جسم ما روپوش ما شد در جهان ** ما چو دریا زیر این که در نهان
  • Din padişahına toprak diye bakma a bilgisiz! Melûn Şeytan da Âdem’e bu bakışla bakmıştı.
  • شاه دین را منگر ای نادان بطین ** کین نظر کردست ابلیس لعین
  • Sen söyle bana bakayım... Hiç bu güneş, balçıkla sıvanabilir mi? 825
  • کی توان اندود این خورشید را ** با کف گل تو بگو آخر مرا
  • Nura yüzlerce toz toprak döksen yine görünür, yine baş gösterir, parlar!
  • گر بریزی خاک و صد خاکسترش ** بر سر نور او برآید بر سرش
  • Saman da nedir ki suyun yüzünü örtsün! Toprak da kim oluyor ki güneşi kapatabilsin!
  • که کی باشد کو بپوشد روی آب ** طین کی باشد کو بپوشد آفتاب