English    Türkçe    فارسی   

5
2185-2209

  • Aşk, Tanrı sıfatıdır. Fakat korku, şehvete kapılmış kulun sıfatıdır. 2185
  • عشق وصف ایزدست اما که خوف  ** وصف بنده‌ی مبتلای فرج و جوف 
  • Kuran’da “Onlar Tanrıyı severler” sözünü okudun ya, bu söz “Tanrı da onları sever” sözüne eştir.
  • چون یحبون بخواندی در نبی  ** با یحبوهم قرین در مطلبی 
  • Şu halde muhabbeti de Tanrı sıfatı bil, aşkı da. Azizim korku Tanrı sıfatı olamaz.
  • پس محبت وصف حق دان عشق نیز  ** خوف نبود وصف یزدان ای عزیز 
  • Tanrı sıfatı nerede, bir avuç toprağın sıfatı nerede? Sonradan yaratılanın sıfatı nerede, o pak ve önü sonu olmayan Tanrının sıfatı nerede?
  • وصف حق کو وصف مشتی خاک کو  ** وصف حادث کو وصف پاک کو 
  • Aşkın sıfatını söylemeye koyulursam yüz kıyamet kopar da yine noksan kalır.
  • شرح عشق ار من بگویم بر دوام  ** صد قیامت بگذرد و آن ناتمام 
  • Çünkü kıyametin kopacağı bir zaman, bu dünyanın bir sonu vardır. Fakat Tanrı sıfatına son nerede? 2190
  • زانک تاریخ قیامت را حدست  ** حد کجا آنجا که وصف ایزدست 
  • Aşkın beş yüz kanadı vardır. Her kanadı, arştan yer altına kadar bütün kainatı kaplar.
  • عشق را پانصد پرست و هر پری  ** از فراز عرش تا تحت‌الثری 
  • Korkak zahit, ayağı ile yürümeye çabalar. Aşılarsa şimşekten de hızlı uçarlar, yelden de!
  • زاهد با ترس می‌تازد به پا  ** عاشقان پران‌تر از برق و هوا 
  • O korkaklar, aşkın tozuna nereden ulaşacaklar? Aşk derdi, gökyüzünü döşeme edinir.
  • کی رسند این خایفان در گرد عشق  ** که آسمان را فرش سازد درد عشق 
  • Zahit bu makama ulaşamaz. Meğer ki Tanrı ışığının inayeti gelip erişe de bu alemden ve bu yürüyüşten kurtula.
  • جز مگر آید عنایتهای ضو  ** کز جهان و زین روش آزاد شو 
  • Kendi kuşundan, düşünden, dedikodusundan halas olsa da yüce doğan kuşu, padişaha yol bula. 2195
  • از قش خود وز دش خود باز ره  ** که سوی شه یافت آن شهباز ره 
  • Bu dedikodu, cebir ve ihtiyarıdır. Sevgilinin cezbesi, bu ikisinin ardından gelir.
  • این قش و دش هست جبر و اختیار  ** از ورای این دو آمد جذب یار 
  • Hasılı o kadın eve varıp kapıyı açtı. Kapının sesi kulaklarına gelince,
  • چون رسید آن زن به خانه در گشاد  ** بانگ در در گوش ایشان در فتاد 
  • Halayıkcağız perişan bir halde sıçradı, adam da namaza durdu.
  • آن کنیزک جست آشفته ز ساز  ** مرد بر جست و در آمد در نماز 
  • Kadın halayıkcağızı perişan, şaşkın ve somurtkan,
  • زن کنیزک را پژولیده بدید  ** درهم و آشفته و دنگ و مرید 
  • Kocasını da namaz da görünce bu halden şüphelendi. 2200
  • شوی خود را دید قایم در نماز  ** در گمان افتاد زن زان اهتزاز 
  • Derhal kocasının eteğini kaldırdı. Bir de ne görsün? Aleti ve hayaları, meni içinde.
  • شوی را برداشت دامن بی‌خطر  ** دید آلوده‌ی منی خصیه و ذکر 
  • Aletinden arta kalan meni damlamada, baldırı dizi pislik içinde.
  • از ذکر باقی نطفه می‌چکید  ** ران و زانو گشت آلوده و پلید 
  • Başına vurdu da dedi ki: A adi herif, namaz kılan adamın hayaları böyle mi olur?
  • بر سرش زد سیلی و گفت ای مهین  ** خصیه‌ی مرد نمازی باشد این 
  • Şu alet, bu çeşit pislik içinde bulunan but ve kasık, Tanrıyı anmaya ve namaza layık mıdır?
  • لایق ذکر و نمازست این ذکر  ** وین چنین ران و زهار پر قذر 
  • Sen de insaf et, zulümle, kötülükle, küfür ve kinle dolu olan amel defteri sağ yandan verilmeye değer mi? 2205
  • نامه‌ی پر ظلم و فسق و کفر و کین  ** لایقست انصاف ده اندر یمین 
  • Kafire de bu gökyüzünü, şu halkı ve alemi kim yarattı? Diye sorsan,
  • گر بپرسی گبر را کین آسمان  ** آفریده‌ی کیست وین خلق و جهان 
  • Der ki: Tanrı yarattı. Yaratmak, Tanrıya layıktır.
  • گوید او کین آفریده‌ی آن خداست  ** که آفرینش بر خدایی‌اش گواست 
  • Fakat onun küfrü, bir hayli kötülüğü ve sitemi, bu çeşit ikrarla bir araya gelir mi?
  • کفر و فسق و استم بسیار او  ** هست لایق با چنین اقرار او 
  • O kötü ve çirkin hareketler, o noksan işler, bu çeşit bir ikrarla bir araya sığar mı?
  • هست لایق با چنین اقرار راست  ** آن فضیحتها و آن کردار کاست