English    Türkçe    فارسی   

5
2361-2385

  • Bir saka vardı. Onun da bir eşeği vardı. Mihnetten çember gibi iki büklüm olmuştu.
  • بود سقایی مرورا یک خری  ** گشته از محنت دو تا چون چنبری 
  • Sırtında ağır yükten açılmış yüzlerce yara vardı. Ölüm gününe âdeta âşıktı, ölümünü arayıp duruyordu.
  • پشتش از بار گران صد جای ریش  ** عاشق و جویان روز مرگ خویش 
  • Arpa nerde? Kuru otu bile bulamıyor, onunla bile karnını doyuramıyordu. Bir yandan sırtında yara vardı, bir yandan da sahibi demir bir şişle onu nodullayıp duruyordu.
  • جو کجا از کاه خشک او سیر نی  ** در عقب زخمی و سیخی آهنی 
  • İmrahor, onu görüp acıdı. Eşeğin sahibiyle dostluğu vardı.
  • میر آخر دید او را رحم کرد  ** که آشنای صاحب خر بود مرد 
  • Ona selâm verdi, bu eşek neden böyle dal gibi iki kat olmuş diye sordu. 2365
  • پس سلامش کرد و پرسیدش ز حال  ** کز چه این خر گشت دوتا هم‌چو دال 
  • Adam, benim yoksulluğumdan, benim taksiratımdan. Bu ağzı dili bağlı mahlûk saman bulamıyor dedi.
  • گفت از درویشی و تقصیر من  ** که نمی‌یابد خود این بسته‌دهن 
  • İmrahor dedi ki: Sen, birkaç gün onu bana ver de padişahın ahırında kuvvetlensin.
  • گفت بسپارش به من تو روز چند  ** تا شود در آخر شه زورمند 
  • Adam, eşeği o merhametli kişiye verdi. O da onu padişahın ahırına bağladı.
  • خر بدو بسپرد و آن رحمت‌پرست  ** در میان آخر سلطانش بست 
  • Eşek, her yanda tavlı, semiz, güzel ve taze arap atlarını gördü.
  • خر ز هر سو مرکب تازی بدید  ** با نوا و فربه و خوب و جدید 
  • Ayak bastıkları yerler süpürülmüş, sulanmıştı. Saman da tam vaktinde geliyordu, arpa da tam vaktinde. 2370
  • زیر پاشان روفته آبی زده  ** که به وقت وجو به هنگام آمده 
  • Atların tımarını da görünce başını göğe kaldırdı da dedi ki: Ey ulu Tanrı,
  • خارش و مالش مر اسپان را بدید  ** پوز بالا کرد کای رب مجید 
  • Tutalım eşeğim, senin mahlûkun değil miyim? Neden böyle perişanım, neden sırtım yaralı, neden zayıfım?
  • نه که مخلوق توم گیرم خرم  ** از چه زار و پشت ریش و لاغرم 
  • Geceleri arkamın acısından, karnımın acılığından her an ölümümü istiyorum,
  • شب ز درد پشت و از جوع شکم  ** آرزومندم به مردن دم به دم 
  • Bu atların halleri böyle mükemmel. Peki, neden azap ve belâ, yalnız bana mahsus?
  • حال این اسپان چنین خوش با نوا  ** من چه مخصوصم به تعذیب و بلا 
  • Derken ansızın savaş koptu. Arap atlarına eğerleri vurup savaşa sürdüler. 2375
  • ناگهان آوازه‌ی پیگار شد  ** تازیان را وقت زین و کار شد 
  • Onlar, düşmandan oklar yediler. Her yanlarına temrenler sapladı.
  • زخمهای تیر خوردند از عدو  ** رفت پیکانها دریشان سو به سو 
  • Savaştan geri dönüp hepsi de perişan bir halde ahıra düştüler.
  • از غزا باز آمدند آن تازیان  ** اندر آخر جمله افتاده ستان 
  • Ayakları sağlam iplerle mükemmel bağlandı. Nalbantlar sıra sıra dizildi.
  • پایهاشان بسته محکم با نوار  ** نعلبندان ایستاده بر قطار 
  • Hançerlerle bedenlerini yarıyor, yaralardan temrenleri çıkarıyorlardı.
  • می‌شکافیدند تن‌هاشان بنیش  ** تا برون آرند پیکانها ز ریش 
  • Eşek bunları görünce dedi ki: Yarabbi, ben yoksullukla süregeldiğim şu afiyete razıyım. 2380
  • آن خر آن را دید و می‌گفت ای خدا  ** من به فقر و عافیت دادم رضا 
  • O gıdadan da bizarım, o çirkin yaradan da. Afiyet dileyen, dünyayı terk eder.
  • زان نوا بیزارم و زان زخم زشت  ** هرکه خواهد عافیت دنیا بهشت 
  • Eşeğin, ben kısmetime razıyım deyip tilkinin sözünü beğenmemesi
  • ناپسندیدن روباه گفتن خر را کی من راضیم به قسمت 
  • Tilki dedi ki: Tanrı emrine uyup helâl rızık aramak farzdır.
  • گفت روبه جستن رزق حلال  ** فرض باشد از برای امتثال 
  • Bu âlem, sebepler âlemidir. Sebepsiz hiçbir şey elde edilmez, şu halde mutlaka dilemek lâzımdır.
  • عالم اسباب و چیزی بی‌سبب  ** می‌نباید پس مهم باشد طلب 
  • Tanrı "Allah'ın ihsanını dileyin" diye emretti. Kaplan gibi kaçmak caiz değildir.
  • وابتغوا من فضل الله است امر  ** تا نباید غصب کردن هم‌چو نمر 
  • Peygamber, rızık için "Kapısı bağlıdır, kapısında da kilit var" buyurmuştur. 2385
  • گفت پیغامبر که بر رزق ای فتی  ** در فرو بسته‌ست و بر در قفلها