English    Türkçe    فارسی   

5
2800-2824

  • O beli bükülmüş yoksulun gönlünde ne varsa ne fazla, ne noksan, o kadar verirdi ona. 2800
  • آنچ در دل داشتی آن پشت‌خم  ** قدر آن دادی بدو نه بیش و کم 
  • Ona, ne bildin ki bu kadar istiyor, bunu nerden anladın? derlerdi.
  • پس بگفتندی چه دانستی که او  ** این قدر اندیشه دارد ای عمو 
  • Derdi ki: Gönül evi bomboş, cennet gibi nasıl ki orada da (cennette) fakr ve ihtiyâç yoktur âdeta.
  • او بگفتی خانه‌ی دل خلوتست  ** خالی از کدیه مثال جنتست 
  • Orada yalnız Tanrı sevgisi var. Onun vuslatı hayalinden başka hiç kimsecikler yok.
  • اندرو جز عشق یزدان کار نیست  ** جز خیال وصل او دیار نیست 
  • Ben evi, iyi kötü, her şeyden sildim, süpürdüm. Evim, tek Tanrının sevgisiyle dolu.
  • خانه را من روفتم از نیک و بد  ** خانه‌ام پرست از عشق احد 
  • Orada Tanrıdan başka ne görürsem benim malan değildir, benden bit şey isteyen yoksulun malıdır. 2805
  • هرچه بینم اندرو غیر خدا  ** آن من نبود بود عکس گدا 
  • Suda bir hurma fidanı, yahut hurmanın kırılıp eğilmiş, yeni aya dönmüş dalı görününce o akis, dışarıdaki fidanın, dışarıdaki dalın aksidir.
  • گر در آبی نخل یا عرجون نمود  ** جز ز عکس نخله‌ی بیرون نبود 
  • Suda bir suret görürsen o, dışarıda bulunan şeyin aksidir yiğidim.
  • در تگ آب ار ببینی صورتی  ** عکس بیرون باشد آن نقش ای فتی 
  • Fakat suyun pislikten arınması için beden ırmağını temizlemek, arıtmak şarttır.
  • لیک تا آب از قذی خالی شدن  ** تنقیه شرطست در جوی بدن 
  • Bu suretle onda bir bulanıklık ve çerçöp kalmamalı ki yüzün, içine aksetsin, görünsün.
  • تا نماند تیرگی و خس درو  ** تا امین گردد نماید عکس رو 
  • A adamcağız, bedeninde toprakla karışmış sudan başka ne var? Söyle. A gönül düşmanı, suyu, topraktan arıt. 2810
  • جز گلابه در تنت کو ای مقل  ** آب صافی کن ز گل ای خصم دل 
  • Halbuki sen, her an yemekle, içmekle o dereye daha fazla toprak dökmede, o suyu daha fazla bulandırmadasın.
  • تو بر آنی هر دمی کز خواب و خور  ** خاک ریزی اندرین جو بیشتر 
  • Şeyhin, herkesin içinden geçeni bilmesinin sebebi
  • سبب دانستن ضمیرهای خلق 
  • O suyun içinde hiçbir şeycikler bulunmadığında " yüzler, ona akseder, orada görünür.
  • چون دل آن آب زینها خالیست  ** عکس روها از برون در آب جست 
  • Halbuki senin için temizlenmemiş. Evin, Şeytanla, adam olmayanlarla, canavarlarla dolu.
  • پس ترا باطن مصفا ناشده  ** خانه پر از دیو و نسناس و دده 
  • A eşek, inadından eşeklikte kalakaldın. Nerden Mesih'e ait ruhlardan bir koku alacaksın?
  • ای خری ز استیزه ماند در خری  ** کی ز ارواح مسیحی بو بری 
  • Orada bir hayal başgösterse hangi pusudan çıktığını nerden bileceksin? 2815
  • کی شناسی گر خیالی سر کند  ** کز کدامین مکمنی سر بر کند 
  • İçteki hayallerin süpürülmesi için beden, riyazatla hayale döner.
  • چون خیالی می‌شود در زهد تن  ** تا خیالات از درونه روفتن 
  • Eşeğin hile yüzünden tilkiye alet olması
  • غالب شدن مکر روبه بر استعصام خر 
  • Eşek bir hayli çalıştı, tilkiden korundu. Fakat köpek gibi acıkmıştı, açlı kendisine eş olmuştu.
  • خر بسی کوشید و او را دفع گفت  ** لیک جوع الکلب با خر بود جفت 
  • Hırsı üstün geldi, sabrı zayıfladı. Ekmek sevdası, nice boğazlan yırtmıştır.
  • غالب آمد حرص و صبرش بد ضعیف  ** بس گلوها که برد عشق رغیف 
  • Kendisine hakikatler keşfedilen Peygamber, onun için "Az kaldı yoksulluk, küfür olayazdi" dedi.
  • زان رسولی کش حقایق داد دست  ** کاد فقر ان یکن کفر آمدست 
  • O eşek, açlığa tutsak olmuştu. Hileyse bile dedi, tut ki öldüm. 2820
  • گشته بود آن خر مجاعت را اسیر  ** گفت اگر مکرست یک ره مرده گیر 
  • Bari bu açlık azabından kurtulurum ya. Yaşayış buysa ölüm bence daha iyi.
  • زین عذاب جوع باری وا رهم  ** گر حیات اینست من مرده بهم 
  • Önce tövbe etmiş, and içmişti ama nihayet eşekliğinden tövbesini de bozdu, andını da.
  • گر خر اول توبه و سوگند خورد  ** عاقبت هم از خری خبطی بکرد 
  • Hırs, insanı kör, ahmak eder, bilgisiz bir hale sokar, ölümü kolaylaştırır.
  • حرص کور و احمق و نادان کند  ** مرگ را بر احمقان آسان کند 
  • Halbuki ölüm, eşeklere kolay değildir. Çünkü ebedî canları yoktur ki.
  • نیست آسان مرگ بر جان خران  ** که ندارند آب جان جاودان