English    Türkçe    فارسی   

6
1372-1396

  • Avlanma zamanında hepsi de yokluğa saldırırlar. Ondan sonra da hepsi yokluktan kaçarlar.
  • وقت صید اندر عدم بد حمله‌شان  ** از عدم آنگه گریزان جمله‌شان 
  • Mademki ümidin yoklukta, neden çekiniyorsun ondan? Tamahının enis olduğu şeyden bu çekinme nedir?
  • چون امیدت لاست زو پرهیز چیست  ** با انیس طمع خود استیز چیست 
  • Mademki tamahın o yokluktur, yokluktan, yok oluştan bu kaçışın neden?
  • چون انیس طمع تو آن نیستیست  ** از فنا و نیست این پرهیز چیست 
  • Eğer bir yuvaya enis olmuşsan neden yokluk pususunda bekliyorsun a canım? 1375
  • گر انیس لا نه‌ای ای جان به سر  ** در کمین لا چرایی منتظر 
  • Elinde ne var, ne yoksa hepsinden gönlünü çekmiş, gönül oltasını yokluk denizine salmışsın.
  • زانک داری جمله دل برکنده‌ای  ** شست دل در بحر لا افکنده‌ای 
  • Öyle olduğu halde bu murat denizinden kaçışın neden? O denizden oltana yüz binlerce av düştü.
  • پس گریز از چیست زین بحر مراد  ** که بشستت صد هزاران صید داد 
  • Neden kârın adını ölüm taktın? Büyüye bak ki kâr sana ölüm görünmede.
  • از چه نام برگ را کردی تو مرگ  ** جادوی بین که نمودت مرگ برگ 
  • Onun büyüsündeki sanat, iki gözünü de bağladı da canlar, kuyuya rağbet ettiler.
  • هر دو چشمت بست سحر صنعتش  ** تا که جان را در چه آمد رغبتش 
  • Allah hilesiyle hayaline kuyunun üstündeki ova tamamı ile yılan zehrinden ibaret görünür. 1380
  • در خیال او ز مکر کردگار  ** جمله صحرا فوق چه زهرست و مار 
  • Hâsılı kuyuyu, sığınılacak yer sanır, nihayet ölüm de onu kuyuya atar.
  • لاجرم چه را پناهی ساختست  ** تا که مرگ او را به چاه انداختست 
  • Söylediğim bu çeşit yanlışları Attar’ın sözlerinden dinle azizim!
  • اینچ گفتم از غلطهات ای عزیز  ** هم برین بشنو دم عطار نیز 
  • Sultan Mahmutla Hintli köle
  • قصه‌ی سلطان محمود و غلام هندو 
  • Allah rahmet etsin, hikâye etmiş, Gazi padişah Mahmud’u anarak inciler delmiştir.
  • رحمة الله علیه گفته است  ** ذکر شه محمود غازی سفته است 
  • Hint savaşında o ulu ve temiz kişi bir köle elde etti.
  • کز غزای هند پیش آن همام  ** در غنیمت اوفتادش یک غلام 
  • Onu halife yaptı, tahta oturttu. Ona ordu verdi, onu kendisine oğul edindi. 1385
  • پس خلیفه‌ش کرد و بر تختش نشاند  ** بر سپه بگزیدش و فرزند خواند 
  • Bu hikâyeyi uzun boylu ve etraflı olarak o din büyüğünün kitabında bul oku.
  • طول و عرض و وصف قصه تو به تو  ** در کلام آن بزرگ دین بجو 
  • Hâsılı o çocuk, o güzelim tahtın üzerinde o büyük padişahın yanı başında otururdu.
  • حاصل آن کودک برین تخت نضار  ** شسته پهلوی قباد شهریار 
  • Daima yanar yakılır, ağlar dururdu. Padişah dedi ki: Ey bahtı kutlu!
  • گریه کردی اشک می‌راندی بسوز  ** گفت شه او را کای پیروز روز 
  • Neden ağlıyorsun? Devletin mi bozuldu? Padişahlardan üstünsün, padişahlar padişahıyla düşüp kalkmadasın.
  • از چه گریی دولتت شد ناگوار  ** فوق املاکی قرین شهریار 
  • Sen şu tahtın üstünde oturuyorsun. Vezirlerle asker, tahtının önünde ay ve yıldızlar gibi saf saf duruyorlar. 1390
  • تو برین تخت و وزیران و سپاه  ** پیش تختت صف زده چون نجم و ماه 
  • Çocuk, şundan ağlıyorum dedi; Anam memleketimizde.
  • گفت کودک گریه‌ام زانست زار  ** که مرا مادر در آن شهر و دیار 
  • Beni daimi seninle korkutur, seni aslan Mahmud’un elinde göreyim derdi.
  • از توم تهدید کردی هر زمان  ** بینمت در دست محمود ارسلان 
  • Babam, anama sıkılır, bu ne kızgınlık, bu ne kötü dilek.
  • پس پدر مر مادرم را در جواب  ** جنگ کردی کین چه خشمست و عذاب 
  • Bundan başka bir beddua bulamıyor musun da böyle kötü ve öldürücü bedduada bulunuyorsun.
  • می‌نیابی هیچ نفرینی دگر  ** زین چنین نفرین مهلک سهلتر 
  • Ne merhametsiz, ne taş yürekli anasın, onu âdeta yüzlerce kılıçla kesip öldürmedesin diye kızar, savaşırdı. 1395
  • سخت بی‌رحمی و بس سنگین‌دلی  ** که به صد شمشیر او را قاتلی 
  • Ben ikisinin sözüne şaşardım, gönlüme bir korkudur, bir derttir düşerdi.
  • من ز گفت هر دو حیران گشتمی  ** در دل افتادی مرا بیم و غمی