English    Türkçe    فارسی   

6
1460-1484

  • Suret tozunu gördün ya, yeli de gör. Köpüğü gördün ya , icat denizini de seyret. 1460
  • چون غبار نقش دیدی باد بین  ** کف چو دیدی قلزم ایجاد بین 
  • Gör, gör ki sende yalnız bu görüş, bu bakış işe yarar.Bundan ötesini sorarsan yağsın, etsin, ilik ve sinirden ibaretsin.
  • هین ببین کز تو نظر آید به کار  ** باقیت شحمی و لحمی پود و تار 
  • Fakat yağın mumları ışıklandırmaya yaramaz. Etin , sarhoşa kebap olmaz.
  • شحم تو در شمعها نفزود تاب  ** لحم تو مخمور را نامد کباب 
  • Bütün bu bedenini bakışta erit, bakışa yürü, bakışa git, bakışa var!
  • در گداز این جمله تن را در بصر  ** در نظر رو در نظر رو در نظر 
  • Bir vardır, iki fersahlık yolu görür; bir bakış vardır, iki âlemi görür, padişahın yüzünü de.
  • یک نظر دو گز همی‌بیند ز راه  ** یک نظر دو کون دید و روی شاه 
  • Bu ikisinin arasında sayıya sığmaz fark var.Gizli şeyleri Allah bilir ama gözüne bir sürme ara. 1465
  • در میان این دو فرقی بی‌شمار  ** سرمه جو والله اعلم بالسرار 
  • Yokluk denizini anlattık, duydun ya. Çalış da daima bu denizde ol.
  • چون شنیدی شرح بحر نیستی  ** کوش دایم تا برین بحر ایستی 
  • Çünkü tezgâhın aslı yokluk âlemidir;orada hiçbir şey yoktur, bomboştur, oranın nişanesi bulunmaz.
  • چونک اصل کارگاه آن نیستیست  ** که خلا و بی‌نشانست و تهیست 
  • Bütün ustalar, işlerini göstermek için yokluğu ve sınıklık yurdunu ararlar.
  • جمله استادان پی اظهار کار  ** نیستی جویند و جای انکسار 
  • Ustaların ustası Allah’nın da tezgâhı yokluktur.
  • لاجرم استاد استادان صمد  ** کارگاهش نیستی و لا بود 
  • Nerde yokluk fazlaysa orası Allah tezgâhıdır, Allah işi oradadır. 1470
  • هر کجا این نیستی افزون‌ترست  ** کار حق و کارگاهش آن سرست 
  • Yokluk , en yüksek derece olduğundan yoksullar, oraya vardılar, ödülü aldılar.
  • نیستی چون هست بالایین طبق  ** بر همه بردند درویشان سبق 
  • Hele bedenini, malını yok etmiş derviş, hepsinden ileridir. Fakat iş beden yokluğundadır, dilencilikte değil.
  • خاصه درویشی که شد بی جسم و مال  ** کار فقر جسم دارد نه سال 
  • Dilenci, malı bitmiş kişidir; kanaat sahibi ise, bedenine kıyan kişi.
  • سایل آن باشد که مال او گداخت  ** قانع آن باشد که جسم خویش باخت 
  • Artık dertten şikâyet etme. Çünkü dert , insanı yokluğa sürüp götüren rahvan bir attır.
  • پس ز درد اکنون شکایت بر مدار  ** کوست سوی نیست اسپی راهوار 
  • Ben bu kadarını söyledim, ötesini sen düşün. Fikrin donmuşsa , düşünemiyorsan yürü, zikret. 1475
  • این قدر گفتیم باقی فکر کن  ** فکر اگر جامد بود رو ذکر کن 
  • Zikir, fikri titretir, harekete getirir. Zikri bu donmuş fikre güneş yap.
  • ذکر آرد فکر را در اهتزاز  ** ذکر را خورشید این افسرده ساز 
  • İşin aslı cezp eder. Fakat kardeş , işten kalıp o cezbeyi bekleme.
  • اصل خود جذبه است لیک ای خواجه‌تاش  ** کار کن موقوف آن جذبه مباش 
  • Çünkü işi bırakmak , nazlanmaya benzer. Canıyla oynayan hiç nazlanabilir mi?
  • زانک ترک کار چون نازی بود  ** ناز کی در خورد جانبازی بود 
  • Oğul,ne kabul edilmeyi düşün, ne reddedilmeyi. Sen daima emri, nehyi gör, gözet.
  • نه قبول اندیش نه رد ای غلام  ** امر را و نهی را می‌بین مدام 
  • Derken cezbe kuşu , birden bire çerden çöpten yapılmış yuvasından uçar, görünüverir. Onu gördün mü sabah oldu demektir, mumu o vakit söndür. 1480
  • مرغ جذبه ناگهان پرد ز عش  ** چون بدیدی صبح شمع آنگه بکش 
  • Gözler , perdeleri delip hakikati görmeye başladı mı bu nur, onun nurudur artık. Bu nura sahip olan , dışa bakar, içi görür.
  • چشمها چون شد گذاره نور اوست  ** مغزها می‌بیند او در عین پوست 
  • Zerrede ebedî varlık güneşini görür, katrada bütün denizi.
  • بیند اندر ذره خورشید بقا  ** بیند اندر قطره کل بحر را 
  • Yine sofi hikâyesi,sofiyle kadı
  • بار دیگر رجوع کردن به قصه‌ی صوفی و قاضی 
  • Sofi dedi ki: Kafaya yenen bir sille yüzünden körcesine baş vermeye gelmez.
  • گفت صوفی در قصاص یک قفا  ** سر نشاید باد دادن از عمی 
  • Teslim hırkasını giyinmişim, bana sille yemek kolay gelir.
  • خرقه‌ی تسلیم اندر گردنم  ** بر من آسان کرد سیلی خوردنم