English    Türkçe    فارسی   

6
2000-2024

  • Çünkü sen, onunsun, deniz de onundur. Bu an, onun nöbet zamanıdır ama aldırma. 2000
  • چون تو آن او شدی بحر آن اوست  ** گرچه این دم نوبت بحران اوست 
  • Zaten bu, onun meydana getirdiği bir feryattan ibarettir. Yarabbi, sen gizli olanı koru, onu meydana çıkarma.
  • این خود آن ناله‌ست کو کرد آشکار  ** آنچ پنهانست یا رب زینهار 
  • Ney gibi iki ağzımız var. Bir ağız, onun dudaklarında gizli.
  • دو دهان داریم گویا هم‌چو نی  ** یک دهان پنهانست در لبهای وی 
  • Öbür ağız, size görünmede, feryat etmede, havaya bir hay huydur salmada.
  • یک دهان نالان شده سوی شما  ** های هویی در فکنده در هوا 
  • Fakat can gözü açık olan bilir ki bu baştan çıkan feryat da o baştan çıkmadadır.
  • لیک داند هر که او را منظرست  ** که فغان این سری هم زان سرست 
  • Neyin bu feryadı, onun soluklarından. Ruhun hay huyu, onun hay huylarından. 2005
  • دمدمه‌ی این نای از دمهای اوست  ** های هوی روح از هیهای اوست 
  • Ney, onun dudakları ile hemdem olmasaydı âlemi şekerle doldurabilir miydi?
  • گر نبودی با لبش نی را سمر  ** نی جهان را پر نکردی از شکر 
  • Kiminle yattın, hangi tarafından kalktın da böyle deniz gibi coşup köpürmedesin?
  • با کی خفتی وز چه پهلو خاستی  ** که چنین پر جوش چون دریاستی 
  • Yahut da “Ben rabbime konuk olurum” hâdisini okudun, ateş denizinin ta içine atıldın.
  • یا ابیت عند ربی خواندی  ** در دل دریای آتش راندی 
  • Fakat “ey ateş, soğu” nârası, ey kendisine uyulan zat, senin canını korudu.
  • نعره‌ی یا نار کونی باردا  ** عصمت جان تو گشت ای مقتدا 
  • Ey hak Ziyası, din ve gönlün Husam’ı! Hiç güneş, balçıkla sıvanır mı? 2010
  • ای ضیاء الحق حسام دین و دل  ** کی توان اندود خورشیدی به گل 
  • Bu toprak parçaları, senin güneşini örtmek istediler ama,
  • قصد کردستند این گل‌پاره‌ها  ** که بپوشانند خورشید ترا 
  • Dağların gönlündeki lâ’l madenleri, sana delâlet etmede. Bağlar, bahçeler, senin gülümsemelerinle dopdolu.
  • در دل که لعلها دلال تست  ** باغها از خنده مالامال تست 
  • Senin erliğine mahrem olacak Rüstem nerede ki senin yüzlerce harmanından bir buğday tanesini söylemeye kalkayım.
  • محرم مردیت را کو رستمی  ** تا ز صد خرمن یکی جو گفتمی 
  • Senin sırrından bir ah etmek istersem ancak Ali gibi bir kuyuya gitmeli, kuyunun içine ah etmeliyim.
  • چون بخواهم کز سرت آهی کنم  ** چون علی سر را فرو چاهی کنم 
  • Kardeşlerin gönüllerinde kin olduğundan Yusuf’umun kuyu dibinde kalması daha iyi. 2015
  • چونک اخوان را دل کینه‌ورست  ** یوسفم را قعر چه اولیترست 
  • Sarhoş oldum, kendini ortaya atacağım artık. Kuyu nedir ki? Ben gidip ovanın ta ortasına çadır kuracağım.
  • مست گشتم خویش بر غوغا زنم  ** چه چه باشد خیمه بر صحرا زنم 
  • Ateşli şarabı ver avucuma da ondan sonra benim sarhoşça debdebemi, azametimi seyret.
  • بر کف من نه شراب آتشین  ** وانگه آن کر و فر مستانه بین 
  • O yoksul, defineyi elde edemedi ama söyle, beklesin. Çünkü biz, bu anda neşeye gark olduk.
  • منتظر گو باش بی گنج آن فقیر  ** زآنک ما غرقیم این دم در عصیر 
  • Ey yoksul, artık sen Allahya sığın. Ben gark oldum, benden yardım isteme!
  • از خدا خواه ای فقیر این دم پناه  ** از من غرقه شده یاری مخواه 
  • Artık o hikâyelerde işim yok benim. Ne kendimden haberim var, ne sakalımdan! 2020
  • که مرا پروای آن اسناد نیست  ** از خود و از ریش خویشم یاد نیست 
  • İçine bir kıl bile sığmayan şaraba gurur, izzeti nefis filân sığar mı hiç?
  • باد سبلت کی بگنجد و آب رو  ** در شرابی که نگنجد تار مو 
  • Sâki, büyük bir sağrak sun da şu zengini sakalından, bıyığından kurtar.
  • در ده ای ساقی یکی رطلی گران  ** خواجه را از ریش و سبلت وا رهان 
  • Gururundan bize bıyık buruyor, fakat bize hasedinden de sakalını yolup durmada.
  • نخوتش بر ما سبالی می‌زند  ** لیک ریش از رشک ما بر می‌کند 
  • Onun bütün riyalarını, düzenlerini biliyoruz. O mattır, mattır, mat.
  • مات او و مات او و مات او  ** که همی‌دانیم تزویرات او