English    Türkçe    فارسی   

6
2596-2620

  • Adalet nedir? Bir şeyi lâyık olduğu yere koymak. Zulüm nedir? Lâyık olmadığı yere koymak.
  • عدل چه بود وضع اندر موضعش  ** ظلم چه بود وضع در ناموقعش 
  • Tanrı’nın yarattığı bir şey abes değildir. Kızgınlık, hilim, öğüt, hile... hepsi doğrudur.
  • نیست باطل هر چه یزدان آفرید  ** از غضب وز حلم وز نصح و مکید 
  • Bunların hiç biri mutlak olarak hayır değildir. aynı zamanda mutlak olarak şer de değildir.
  • خیر مطلق نیست زینها هیچ چیز  ** شر مطلق نیست زینها هیچ نیز 
  • Her birinin yerinde faydası vardır, yerinde de zararı. Onun için bilgi vaciptir, faydalıdır.
  • نفع و ضر هر یکی از موضعست  ** علم ازین رو واجبست و نافعست 
  • Yoksula yapılan öyle cezalar vardır ki sevap bakımından ekmekten de yeğdir, helvadan da. 2600
  • ای بسا زجری که بر مسکین رود  ** در ثواب از نان و حلوا به بود 
  • Çünkü helva, vakitsiz yenirse safra yapar. Halbuki helva verilecek yerde ona bir sille vurulsa kötülükten kurtulur.
  • زانک حلوا بی‌اوان صفرا کند  ** سیلیش از خبث مستنقا کند 
  • Yoksula vaktinde bir sille vur da boynu vurulmaktan kurtulsun.
  • سیلیی در وقت بر مسکین بزن  ** که رهاند آنش از گردن زدن 
  • Vurmak, hakikatte kötü huyadır. Kilim dövülmez, tozu dövülür.
  • زخم در معنی فتد از خوی بد  ** چوب بر گرد اوفتد نه بر نمد 
  • Meclis de var, zindan da. Her ikisi de lâzım. Meclis ihlas sahibi olana, zindan ham kişiye.
  • بزم و زندن هست هر بهرام را  ** بزم مخلص را و زندان خام را 
  • Yarayı deşmek lazım. Deşeceğin yerde üstüne merhem korsan pisliği kökleştirmiş olursun. 2605
  • شق باید ریش را مرهم کنی  ** چرک را در ریش مستحکم کنی 
  • Yaranın altındaki eti yer. Yarı faydası olsa elli tane ziyanı olur.
  • تا خورد مر گوشت را در زیر آن  ** نیم سودی باشد و پنجه زیان 
  • Delkak, beni bırak demiyorum dedi, işi ara, sor, tahkik et diyorum.
  • گفت دلقک من نمی‌گویم گذار  ** من همی‌گویم تحریی بیار 
  • Sabır yolunu kapama, acele etme. Sabret de birkaç gün düşün.
  • هین ره صبر و تانی در مبند  ** صبر کن اندیشه می‌کن روز چند 
  • Bu düşünce esnasında bir şeye iyice karar verirsin de kulağımı bilerek çekersin.
  • در تانی بر یقینی بر زنی  ** گوش‌مال من بایقانی کنی 
  • Neden yürüyüşte “Yüzü üstünde sürünme” sözü söylenir? Daima doğru yürümek gerekken yüzüstü sürünme neden? 2610
  • در روش یمشی مکبا خود چرا  ** چون همی‌شاید شدن در استوا 
  • İyi kişilerle danış, görüş. Peygamber “İşlerini meşveretle yapar onlar” dedi, bunu böyle bil!
  • مشورت کن با گروه صالحان  ** بر پیمبر امر شاورهم بدان 
  • İşleri meşveretle yapmak, şunun içindir: Meşveretten hata ve eğrilik, az meydana gelir.
  • امرهم شوری برای این بود  ** کز تشاور سهو و کژ کمتر رود 
  • Bu akıllar, aydın kandillere benzer. Elbette yirmi kandil bir kandilden daha ziyade aydınlık verir.
  • این خردها چون مصابیح انورست  ** بیست مصباح از یک روشن‌ترست 
  • Belki aralarına gökyüzünün nurundan yanmış bir kandil düşüverir.
  • بوک مصباحی فتد اندر میان  ** مشتعل گشته ز نور آسمان 
  • Tanrı gayreti, ortaya bir perde salmıştır. Aşağılık ve yücelik âlemine mensup olanları birbirine karıştırmış, karmıştır. 2615
  • غیرت حق پرده‌ای انگیختست  ** سفلی و علوی به هم آمیختست 
  • “Yürüyün âlemi gezin” demiştir. Sen de gez, dolaş da bahtını, rızkını sınaya dur.
  • گفت سیروا می‌طلب اندر جهان  ** بخت و روزی را همی‌کن امتحان 
  • Meclislerde, peygamber de bulunan akıl gibi bir akıl ara.
  • در مجالس می‌طلب اندر عقول  ** آن چنان عقلی که بود اندر رسول 
  • Çünkü peygamberden, miras kalan ancak odur. Bu akıl, gaypları önden de görür, arttan da.
  • زانک میراث از رسول آنست و بس  ** که ببیند غیبها از پیش و پس 
  • Bu kısa kesilen kitapta anlatılmasına imkan bulunmayan gözü de gözler arasında ara.
  • در بصرها می‌طلب هم آن بصر  ** که نتابد شرح آن این مختصر 
  • İşte o azametli peygamber, rahipliği, dağlara çekilip yalnızca ibadet etmeyi bunun için menetmiştir. 2620
  • بهر این کردست منع آن با شکوه  ** از ترهب وز شدن خلوت به کوه