English    Türkçe    فارسی   

6
2783-2807

  • Testilerini doldurup gidiyorlar. Daima meydanda ve daima gizli bunlar.
  • جره‌ها پر می‌کنند و می‌روند  ** دایما پیدا و پنهان می‌شوند 
  • Düşünceleri, gökyüzünün yıldızları say. Fakat bunlar, başka bir gökyüzünde dönmedeler.
  • فکرها را اختران چرخ دان  ** دایر اندر چرخ دیگر آسمان 
  • Kutluluk gördün mü şükret, ihsanda bulun. Kötülük gördün mü sadaka ver, yargılanma dile! Çark vur. 2785
  • سعد دیدی شکر کن ایثار کن  ** نحس دیدی صدقه و استغفار کن 
  • Padişahım biz kimiz ki devlete, kutluluğa layık olalım? Sen gel, talihimi devlete döndür.
  • ما کییم این را بیا ای شاه من  ** طالعم مقبل کن و چرخی بزن 
  • Ayın nuru ile ruhu parlat. Çünkü tutulma yerine geldi, zararlar gördü, can simsiyah oldu.
  • روح را تابان کن از انوار ماه  ** که ز آسیب ذنب جان شد سیاه 
  • Onu yine hayalden vehimden, zandan kurtar. Yine kuyudan çıkar, cefa ipinden halâs et.
  • از خیال و وهم و ظن بازش رهان  ** از چه و جور رسن بازش رهان 
  • Bu suretle de bir gönül, senin güzel gönül alışınla kanatlansın, uçsun, şu balçıktan kurtulsun!
  • تا ز دلداری خوب تو دلی  ** پر بر آرد بر پرد ز آب و گلی 
  • Ey Mısır azizi, ey ahdinde duran zat,mazlum Yusuf, senin zindanındadır. 2790
  • ای عزیز مصر و در پیمان درست  ** یوسف مظلوم در زندان تست 
  • Onu kurtarmak için çabucak bir rüya görüver, Tanrı, ihsan sahiplerini sever.
  • در خلاص او یکی خوابی ببین  ** زود که الله یحب المحسنین 
  • Yedi arık ve hasta öküz, yedi semiz öküzü yutmada.
  • هفت گاو لاغری پر گزند  ** هفت گاو فربهش را می‌خورند 
  • Yedi kuru ve çirkin beğenilmeyecek başak, yedi taze ve yemyeşil başağı otlamada.
  • هفت خوشه‌ی خشک زشت ناپسند  ** سنبلات تازه‌اش را می‌چرند 
  • Ey aziz, gönül Mısırında kıtlık başlıyor. Aman padişahım bunu caiz görme.
  • قحط از مصرش بر آمد ای عزیز  ** هین مباش ای شاه این را مستجیز 
  • Padişahım, senin hapsinde bir Yusuf’um ben. Lûtfet, beni kadınlardan kurtar. 2795
  • یوسفم در حبس تو ای شه نشان  ** هین ز دستان زنانم وا رهان 
  • Arşta oturup duruyordum. Anamın şehveti “inin” emri ile beni buraya attı.
  • از سوی عرشی که بودم مربط او  ** شهوت مادر فکندم که اهبطوا 
  • O tam yücelikten bir kocakarının hilesiyle rahim zindanına düştüm.
  • پس فتادم زان کمال مستتم  ** از فن زالی به زندان رحم 
  • Ruhu ta arştan bu yurda getirdi. Hasılı kadınların hilesi pek büyük.
  • روح را از عرش آرد در حطیم  ** لاجرم کید زنان باشد عظیم 
  • İnişim, önce de kadın yüzünden, sonra da kadın yüzünden. Ruhtum, nasıl oldu da bedene büründüm?
  • اول و آخر هبوط من ز زن  ** چونک بودم روح و چون گشتم بدن 
  • Ya bu düşkün Yusuf’un ağlayıp inlemesini duy, yahut o âşık Yakub’a merhamet et. 2800
  • بشنو این زاری یوسف در عثار  ** یا بر آن یعقوب بی‌دل رحم آر 
  • Kardeşlerimden mi feryat edeyim, kadınlardan mı? Âdem gibi cennetlerden düştüm ben!
  • ناله از اخوان کنم یا از زنان  ** که فکندندم چو آدم از جنان 
  • Kış yaprağı gibi soldum, çünkü vuslat cennetinde buğday yedim.
  • زان مثال برگ دی پژمرده‌ام  ** کز بهشت وصل گندم خورده‌ام 
  • Senin lûtfunu, ihsanını, o barış selâmını o güzel haberini duyunca,
  • چون بدیدم لطف و اکرام ترا  ** وآن سلام سلم و پیغام ترا 
  • Kötü göz değmesin diye ateşe çöreotu attım, fakat çöreotuma da kötü göz değdi.
  • من سپند از چشم بد کردم پدید  ** در سپندم نیز چشم بد رسید 
  • Önde de sonda da her kötü gözü def eden, ancak ve ancak mahmur gözlerindir. 2805
  • دافع هر چشم بد از پیش و پس  ** چشم‌های پر خمار تست و بس 
  • Padişahın kötü gözü, senin güzel gözlerin mat eder, mahveder; ne güzel ilâç bu.
  • چشم بد را چشم نیکویت شها  ** مات و مستاصل کند نعم الدوا 
  • Hattâ senin gözünden kimyalar erişti mi kötü göz bile iyi göz olur.
  • بل ز چشمت کیمیاها می‌رسد  ** چشم بد را چشم نیکو می‌کند