English    Türkçe    فارسی   

6
961-985

  • Feleğin üstündeki esir bile, yuvamıza haset ederken sen oraya yıkık yer diyor, orayı hor görüyorsun.
  • مسکن ما را که شد رشک اثیر  ** تو خرابه خوانی و نام حقیر 
  • Deli oldun galiba ki baykuşların seni padişah ve başbuğ yapmaları hevesine kapıldın.
  • شید آوردی که تا جغدان ما  ** مر ترا سازند شاه و پیشوا 
  • Vehme, sevdaya kapılıp dönmede, dolaşmada, bu cennete virane adını takmadasın.
  • وهم و سودایی دریشان می‌تنی  ** نام این فردوس ویران می‌کنی 
  • Kötü huylu herif, bu delilik, bu saçma fikirler, kafadan çıkıncaya kadar kafana vuracağız senin.
  • بر سرت چندان زنیم ای بد صفات  ** که بگویی ترک شید و ترهات 
  • Bu sözlerle onu doğuya karşı çarmıha geriyorlar, elbiselerini soyup çıplak vücudunu diken dallarıyla dövüyorlar. 965
  • پیش مشرق چارمیخش می‌کنند  ** تن برهنه شاخ خارش می‌زنند 
  • Bedeninden yüzlerce kan ırmağı fışkırmada. Öyle olduğu halde “Ahad” diyerek baş koymada.
  • از تنش صد جای خون بر می‌جهد  ** او احد می‌گوید و سر می‌نهد 
  • Dinini gizle, melûn kâfirlerden sırrını sakla diye öğütler verdim.
  • پندها دادم که پنهان دار دین  ** سر بپوشان از جهودان لعین 
  • Fakat o âşık, kıyamete ulaşmış... Ona tövbe kapısı kapanmış.
  • عاشق است او را قیامت آمدست  ** تا در توبه برو بسته شدست 
  • Hem âşıklık, hem tövbe, hem de sabretme imkânı. Bu, pek imkânsız bir şeydir canım efendim.
  • عاشقی و توبه یا امکان صبر  ** این محالی باشد ای جان بس سطبر 
  • Tövbe bir kurtçağızdır, aşksa bir ejderhaya benzer. Tövbe, halkın sıfatıdır, aşksa Allah sıfatı. 970
  • توبه کردم و عشق هم‌چون اژدها  ** توبه وصف خلق و آن وصف خدا 
  • Aşk, kimseye niyazı ve ihtiyacı olmayan Allah’nın vasıflarındandır.Ondan başkasına âşık olma, geçici bir hevestir.
  • عشق ز اوصاف خدای بی‌نیاز  ** عاشقی بر غیر او باشد مجاز 
  • Çünkü mecazi aşk, altınlarla bezenmiş bir güzelliktir. Görünüşü nurdur, fakat içi dumandır.
  • زانک آن حسن زراندود آمدست  ** ظاهرش نور اندرون دود آمدست 
  • Nur gitti de duman meydana çıktı mı mecazi aşk, derhal soğur, donar.
  • چون رود نور و شود پیدا دخان  ** بفسرد عشق مجازی آن زمان 
  • O güzellik aslına gider, beden kokmuş rüsvay, kötü bir halde kalır.
  • وا رود آن حسن سوی اصل خود  ** جسم ماند گنده و رسوا و بد 
  • Ayın nuru da aya döndü mü duvardaki aksi gider, o duvar simsiyah kesilir. 975
  • نور مه راجع شود هم سوی ماه  ** وا رود عکسش ز دیوار سیاه 
  • O nakış, o boya gitti mi su ve toprak kalır. Ay olmayınca o duvar şeytan gibi bir hale düşer.
  • پس بماند آب و گل بی آن نگار  ** گردد آن دیوار بی مه دیووار 
  • Kalp altının yüzünden altını gidince, o altın, kendi madenine dönünce,
  • قلب را که زر ز روی او بجست  ** بازگشت آن زر بکان خود نشست 
  • Kepaze bakır, duman gibi kala kalır. Bu yüzden de ona âşık olanın yüzü kararır.
  • پس مس رسوا بماند دود وش  ** زو سیه‌روتر بماند عاشقش 
  • Gözlülerse altın madenine âşık olurlar. Aşkları, her gün biraz daha artar.
  • عشق بینایان بود بر کان زر  ** لاجرم هر روز باشد بیشتر 
  • Çünkü altın madenine altınlıkta ortak yoktur. Merhaba ey şüphesiz, hilesiz altın madeni! 980
  • زانک کان را در زری نبود شریک  ** مرحبا ای کان زر لاشک فیک 
  • Kim kalp bir akçayı altın madenine ortak ederse asıl altın, mekânsızlık madenine gitti mi,
  • هر که قلبی را کند انباز کان  ** وا رود زر تا بکان لامکان 
  • Âşık da ıstırabından ölür, mâşuk da. İkisi de âdeta suyu çekilmiş girdaptaki balığa döner.
  • عاشق و معشوق مرده ز اضطراب  ** مانده ماهی رفته زان گرداب آب 
  • Allah’ya ait olan aşk, yücelik güneşidir. Halk da gölge gibi onun nurunun emrindedir.
  • عشق ربانیست خورشید کمال  ** امر نور اوست خلقان چون ظلال 
  • Mustafa, bu vakayı duyunca hoş bir surette ferahladı, neşelendi Ebubekir’de bu hali görünce söz söylemeye iştahlandı.
  • مصطفی زین قصه چون خوش برشکفت  ** رغبت افزون گشت او را هم بگفت 
  • Mustafa gibi bir dinleyici duyunca her kılı, ayrı bir dil oldu. 985
  • مستمع چون یافت هم‌چون مصطفی  ** هر سر مویش زبانی شد جدا