English    Türkçe    فارسی   

2
3535-3544

  • هر که او را اشتها ده نان بود ** شش خورد می‏دان که اوسط آن بود 3535
  • Birisinin on ekmeğe iştahı olsa da altısını yese bu orta sayılır.
  • چون مرا پنجاه نان هست اشتهی ** مر ترا شش گرده هم دستیم نی‏
  • Fakat benim elli ekmeğe ihtiyacım var, senin altı yufkaya müsavi değiliz ki.
  • تو به ده رکعت نماز آیی ملول ** من به پانصد در نیایم در نحول‏
  • Sen on rekât namaz kılınca usanırsın, ben beş yüz rekât namaz kılsam usanmam.
  • آن یکی تا کعبه حافی می‏رود ** و آن یکی تا مسجد از خود می‏شود
  • Birisi, ta Kâbe’ye kadar yaya gider, öbürü mescide varıncaya kadar kendisinden geçer.
  • آن یکی در پاکبازی جان بداد ** وین یکی جان کند تا یک نان بداد
  • Birisi o kadar cömerttir ki gönlü bulanmadan canını bile verir, öbürü bir dilim ekmek verebilmek için can çekişir.
  • این وسط در با نهایت می‏رود ** که مرا آن را اول و آخر بود 3540
  • Bu orta halli oluş, sona göredir; önü, sonu olan şeye nispetledir.
  • اول و آخر بباید تا در آن ** در تصور گنجد اوسط یا میان‏
  • Bir şeyde evvel, âhir olmalı ki ortası tasavvur edilebilsin.
  • بی‏نهایت چون ندارد دو طرف ** کی بود او را میانه منصرف‏
  • Sonsuz şeyin önü, sonu nasıl olur… Önü, sonu olmayanın ortası nasıl bulunur?
  • اول و آخر نشانش کس نداد ** گفت لو کان له البحر مداد
  • Allah, “Deniz mürekkep olsa biterdi de Rabbimin kelimeleri bitmezdi” dedi. Kimse Allah tecellisinin evvelini, âhirini göremedi.
  • هفت دریا گر شود کلی مداد ** نیست مر پایان شدن را هیچ امید
  • Hatta yedi deniz, tamamıyla mürekkep olsa gene biteceğini umma.