English    Türkçe    فارسی   

3
3537-3546

  • قصرها خود مر شهان را مانسست ** مرده را خانه و مکان گوری بسست
  • Padişahlar, köşklerde, saraylarda otururlar, ölüye yurt olarak bir mezar kâfi!
  • انبیا را تنگ آمد این جهان ** چون شهان رفتند اندر لامکان
  • Peygamberlere bu dünya dar geldi de padişahlar gibi Lâmekân âlemine gittiler.
  • مردگان را این جهان بنمود فر ** ظاهرش زفت و به معنی تنگ بر
  • Kalbi ölmüş kişilereyse bu dünya nurlu göründü. Görünüşü büyük, geniş… Fakat hakikatte dar!
  • گر نبودی تنگ این افغان ز چیست ** چون دو تا شد هر که در وی بیش زیست 3540
  • Dar olmasaydı bu feryat neden? Baksana… Daha evvel doğup bu âleme gelenlerin hepsi iki büklüm oldu!
  • در زمان خواب چون آزاد شد ** زان مکان بنگر که جان چون شاد شد
  • İnsan, uyku zamanında bak, nasıl azat olmakta… Ruh, o vardığı, ulaştığı mekândan nasıl neşelenmekte.
  • ظالم از ظلم طبیعت باز رست ** مرد زندانی ز فکر حبس جست
  • Zalim, zulüm tabiatından kurtuluyor, zindandaki mahpus, hapse düştüğünü, hapiste bulunduğunu unutuyor.
  • این زمین و آسمان بس فراخ ** سخت تنگ آمد به هنگام مناخ
  • Pek geniş olan bu yer, bu gök devenin çökeceği zaman pek daralmakta.
  • جسم بند آمد فراخ وسخت تنگ ** خنده‌ی او گریه فخرش جمله ننگ
  • Bu dünyanın genişliği, bir gözbağı… Oysaki pek dar. Gülmesi ağlamaktan ibaret, övünmesi ardan, ayıptan başka bir şey değil.
  • تشبیه دنیا کی بظاهر فراخست و بمعنی تنگ و تشبیه خواب کی خلاص است ازین تنگی
  • Dünya, görünüşte geniş, hakikatte dardır, uyku da bu darlıktan kurtulmaya benzer
  • همچو گرمابه که تفسیده بود ** تنگ آیی جانت پخسیده شود 3545
  • Hamam kızıştı, ısındı mı daralırsın, için sıkılır.
  • گرچه گرمابه عریضست و طویل ** زان تبش تنگ آیدت جان و کلیل
  • Oysaki hamam geniştir, uzundur. O hararetten sana dar gelir, ruhun sıkılır, usanırsın.