English    Türkçe    فارسی   

3
4672-4681

  • کرد فضل عشق انسان را فضول ** زین فزون‌جویی ظلومست و جهول
  • Aşk öyle bir fazilettir ki insanı faziletler sahibi yapar… Fakat insan, bu haddinden fazla dileyiş yüzünden hem pek zalimdir, ham de pek cahil!
  • جاهلست و اندرین مشکل شکار ** می‌کشد خرگوش شیری در کنار
  • İnsan hakikaten bilgisizdir; Hele bu müşkül avda büsbütün bilgisiz. Bir tavşan, aslanı kucaklamaya çalışıyor!
  • کی کنار اندر کشیدی شیر را ** گر بدانستی و دیدی شیر را
  • Eğer aslanı bilseydi, görseydi hiç kucaklamaya kalkışır mıydı, buna imkân mı var?
  • ظالمست او بر خود و بر جان خود ** ظلم بین کز عدلها گو می‌برد 4675
  • İnsan, canına da zulmeder, nefsine de… Fakat şu zulme bak, şu zulmü gör ki adaletlerden bile topu kapar, adaletlerden bile üstündür, ileridir.
  • جهل او مر علمها را اوستاد ** ظلم او مر عدلها را شد رشاد
  • Bilgisizliği ilimlere üstattır… Zulmü, adaletlere doğru yol gösterir.
  • دست او بگرفت کین رفته دمش ** آنگهی آید که من دم بخشمش
  • Sadr-ı Cihan, bu nefesi kesilmiş âşık, ona ben nefes bağışlayınca dirilir, kendine gelir diye âşığın elini tuttu,
  • چون به من زنده شود این مرده‌تن ** جان من باشد که رو آرد به من
  • “Bu bedeni ölü, bu canı uyanık âşık, benimle diriliyor. Şu halde o, benim canım… Bana yüz tutuyor.
  • من کنم او را ازین جان محتشم ** جان که من بخشم ببیند بخششم
  • Ben onu bu candan yücelteyim, bu cana muhtaç olmasın. Ona bir can bağışlayayım da ihsanımı onunla görsün!
  • جان نامحرم نبیند روی دوست ** جز همان جان کاصل او از کوی اوست 4680
  • Nâmahrem can, sevgilinin yüzünü göremez. Dostun yüzünü ancak aslı onun civarında olan can görür.
  • در دمم قصاب‌وار این دوست را ** تا هلد آن مغز نغزش پوست را
  • Bu dosta kasap gibi üfüreyim de o lâtif ruhu derisinden çıksın deyip,