English    Türkçe    فارسی   

6
2188-2197

  • آن حکیمی را که جان از بند تن  ** باز رست و شد روان اندر چمن 
  • Canı beden bağından çözüp kurtararak çayırlığa, çimenliğe salıveren hakîm.
  • دو لقب را او برین هر دو نهاد  ** بهر فرق ای آفرین بر جانش باد 
  • Hayatla ruhu ayırt etmek için ona bu iki lâkabı taktı. Bunu fark edenin canına aferin!
  • در بیان آنک بر فرمان رود  ** گر گلی را خار خواهد آن شود  2190
  • Bu suretle de Tanrı fermanına uyan, dilerse gülü diken, dikeni gül yapan kişideki ruhu anlattı.
  • معجزه‌ی هود علیه‌ السلام در تخلص مومنان امت به وقت نزول باد 
  • Azap yeli estiği zaman Hûd Aleyhisselâm’ın inanmış Ümmetini kurtarması ve mucize göstermesi
  • مومنان از دست باد ضایره  ** جمله بنشستند اندر دایره 
  • İnananlar, o zararlı yelin elinden kaçmışlar, hepsi bir daire içine sığınmışlardı.
  • یاد طوفان بود و کشتی لطف هو  ** بس چنین کشتی و طوفان دارد او 
  • Yel, âdeta tûfandı, onun lütfu da gemi. Onun bu çeşit nice gemileri var, nice tûfanları.
  • پادشاهی را خدا کشتی کند  ** تا به حرص خویش بر صفها زند 
  • Tanrı, bir padişahı gemi yapar. Hırsı ile kendisini saflara vurur.
  • قصد شه آن نه که خلق آمن شوند  ** قصدش آنک ملک گردد پای‌بند 
  • Maksadı halkın emin olması değildir, ülke zapt etmektir.
  • آن خراسی می‌دود قصدش خلاص  ** تا بیابد او ز زخم آن دم مناص  2195
  • Değirmen beygiri koşar, döner durur. Maksadı da dayak yemeden kurtulmaktadır.
  • قصد او آن نه که آبی بر کشد  ** یاکه کنجد را بدان روغن کند 
  • Su çekmekten, yahut susamdan şırlagan yağı çıkarmaktan haberi bile yoktur.
  • گاو بشتابد ز بیم زخم سخت  ** نه برای بردن گردون و رخت 
  • Öküz, arabayı çekmek eşyayı götürmek için değil, dayak korkusundan yürür, yeler.