English    Türkçe    فارسی   

3
2623-2647

  • Üç genç de öyle semirdi, öyle şişmanladı ki şişmanlıktan âleme sığamaz oldular!
  • آنچنان کز فربهی هر یک جوان ** در نگنجیدی ز زفتی در جهان
  • Bu kadar şişmanlıkta, bu koskocaman kelleyle, kulakla, bu iri yedi endamla beraber kapının çatlağından süzülüp geçtiler!
  • با چنین گبزی و هفت اندام زفت ** از شکاف در برون جستند و رفت
  • Ölüm de halka görünmez, ölümün yolu da gizlidir. Ölüm de göze gelmez… Acayip bir çıkış yeridir. 2625
  • راه مرگ خلق ناپیدا رهیست ** در نظر ناید که آن بی‌جا رهیست
  • İşte bak, kervanlar birbiri ardına ulanmış, o kapının gizli çatlağından geçip gitmede!
  • نک پیاپی کاروانها مقتفی ** زین شکاف در که هست آن مختفی
  • Fakat o çatlağı arasan göremezsen. Pek gizlidir ama ondan bunca kişileri geçirdiler, gelin evine güvey götürür gibi götürdüler.
  • بر در ار جویی نیابی آن شکاف ** سخت ناپیدا و زو چندین زفاف
  • Uzaktakini bile gören köle, keskin kulaklı sağır, uzun elbiseli çıplağın açıklanması
  • شرح آن کور دوربین و آن کر تیزشنو و آن برهنه دراز دامن
  • Sağır, istektir, dilektir. Bizim ölümümüzü duydu da kendi ölümünü duymadı, kendi görünüşünü görmedi.
  • کر امل را دان که مرگ ما شنید ** مرگ خود نشنید و نقل خود ندید
  • Kör de hırstır. Halkın ayıbını kıldan kıla görür. Taraf taraf söyler de,
  • حرص نابیناست بیند مو بمو ** عیب خلقان و بگوید کو بکو
  • Kör gözü kendi ayıbını zerre kadar göremez, fakat gene de âlemin ayıbını arar! 2630
  • عیب خود یک ذره چشم کور او ** می‌نبیند گرچه هست او عیب‌جو
  • Çıplak, elbisesinin eteğini kesecekler diye korkuyor ama çıplak adamın eteğimi olur ki kessinler!
  • عور می‌ترسد که دامانش برند ** دامن مرد برهنه چون درند
  • Dünyaya kapılan da hem müflistir, hem de korkmakta. Hâlbuki hırsızlardan hiç de korkmaması lâzım.
  • مرد دنیا مفلس است و ترسناک ** هیچ او را نیست از دزدانش باک
  • Zaten dünyaya çıplak geldi, çıplak gidecek… Böyle olduğu halde hırsızlardan korkusundan yüreği kan olmakta!
  • او برهنه آمد و عریان رود ** وز غم دزدش جگر خون می‌شود
  • Fakat hayattayken bunca feryad ü figan etti ağlayıp sızladıydı ya… Ölürken kendisi de bu korkusuna şaşar, güler!
  • وقت مرگش که بود صد نوحه بیش ** خنده آید جانش را زین ترس خویش
  • O zaman zengin hiçbir pulu olmadığını… Zeki, hiçbir hüneri bulunmadığını anlar. 2635
  • آن زمان داند غنی کش نیست زر ** هم ذکی داند که او بد بی‌هنر
  • Hayattaki bu korku, eteğine saksı kırıkları doldurup da kendisini mal sahibi sanan, onları kaybedeceğinden korkan, onların üstüne titreyen çocuğun korkusuna benzer.
  • چون کنار کودکی پر از سفال ** کو بر آن لرزان بود چون رب مال
  • O saksı kırıklarından bir parçasını bile alsan ağlamaya başlar; geri verirsen de sevinir, gülmeye koyulur.
  • گر ستانی پاره‌ای گریان شود ** پاره گر بازش دهی خندان شود
  • Bilgi elbisesini giymedikçe çocuğun ağlamasına da ehemmiyet verilmez, gülmesi de!
  • چون نباشد طفل را دانش دثار ** گریه و خنده‌ش ندارد اعتبار
  • Ahmak da eğreti malı kendisinin sanır da onun üstüne titrer. Hay aşağılık adam hay!
  • محتشم چون عاریت را ملک دید ** پس بر آن مال دروغین می‌طپید
  • Uykuda kendisini mal sahibi görür, çuvalını hırsız çalacak diye korkar! 2640
  • خواب می‌بیند که او را هست مال ** ترسد از دزدی که برباید جوال
  • Fakat kulağı çekildi de uyandı mı kendi korkusuyla kendisi alay eder.
  • چون ز خوابش بر جهاند گوش‌کش ** پس ز ترس خویش تسخر آیدش
  • Bu cihanın aklına, bu âlemin bilgisine sahip olan âlimlerin korkusu da buna benzer.
  • همچنان لرزانی این عالمان ** که بودشان عقل و علم این جهان
  • Hünerlere, fenlere sahip olan bu akıllılara Allah Kur’an’ da “ Onlar bir şey bilmezler” dedi.
  • از پی این عاقلان ذو فنون ** گفت ایزد در نبی لا یعلمون
  • Her biri kendisinde bilgi var zannına kapılır da birisi çalacak diye korkuya düşer.
  • هر یکی ترسان ز دزدی کسی ** خویشتن را علم پندارد بسی
  • Zamanımı alıyorlar der. Hâlbuki bir fayda, bir kâr elde eden kişinin zamanı zaten onda yok! 2645
  • گوید او که روزگارم می‌برند ** خود ندارد روزگار سودمند
  • Halk beni işimden, gücümden alıkoydu der ama canı, ta boğazına kadar işsizliğe, güçsüzlüğe dalmıştır!
  • گوید از کارم بر آوردند خلق ** غرق بی‌کاریست جانش تابه حلق
  • Çıplak adam elbisemi sürüyüp duruyorum; eteğimi, onların pençesinden nasıl kurtaracağım der!
  • عور ترسان که منم دامن کشان ** چون رهانم دامن از چنگالشان