English    Türkçe    فارسی   

4
1405-1429

  • Hem de öyle sığınılacak bir yeri olmayan uçsuz bucaksız deniz ki yedi denizi bir saman çöpü gibi kapı verir! 1405
  • وانگهان دریای ژرف بی‌پناه ** در رباید هفت دریا را چو کاه
  • Aşk, ileri gidenler için bir gemiye benzer... Gemiye binen kişinin bir afete uğraması nadirdir, çok defa kurtulur.
  • عشق چون کشتی بود بهر خواص ** کم بود آفت بود اغلب خلاص
  • Aklı zekâyı sat da hayranlığı satın al... Akıl ve zekâ zandır, hayranlıksa bakış görüş!
  • زیرکی بفروش و حیرانی بخر ** زیرکی ظنست و حیرانی نظر
  • Aklı Mustafa’nın önünde kurban et... Hasbiyallah de, yani Allah’ım bana yeter!
  • عقل قربان کن به پیش مصطفی ** حسبی الله گو که الله‌ام کفی
  • Kenan gibi gemiden baş çekme... Ona da zeki aklı bu gururu vermiş aldatmıştı.
  • هم‌چو کنعان سر ز کشتی وا مکش ** که غرورش داد نفس زیرکش
  • Ben yüce bir dağın üzerine çıkar kurtulurum, neden Nuh’a minnet edeyim? Dedi. 1410
  • که برآیم بر سر کوه مشید ** منت نوحم چرا باید کشید
  • A akılsız nasıl olurda onun minnetini çekmezsin! Allah bile onun mihnetini çekmekte.
  • چون رمى از منتش اى بىرشد ** كه خدا هم منت او مىكشد
  • Nasıl olur canımız ona minnettar olmaz! Allah bile ona şükretmede, minnet etmede!
  • چون رمی از منتش بر جان ما ** چونک شکر و منتش گوید خدا
  • A hasetle dolu mağrur kişi, onun minnetini Allah bile çekiyor!
  • تو چه دانی ای غراره‌ی پر حسد ** منت او را خدا هم می‌کشد
  • Keşke o yüzme öğrenmeseydi de Nuh’a minnet etse, gemiye girmeye tamah etseydi!
  • کاشکی او آشنا ناموختی ** تا طمع در نوح و کشتی دوختی
  • Keşke çocuk gibi hilelere cahil olsaydı da çocuklar gibi anasına el atsa, anasına sarılsaydı! 1415
  • کاش چون طفل از حیل جاهل بدی ** تا چو طفلان چنگ در مادر زدی
  • Yahut da nakli bilgi ile az dolu olsaydı da gönlü bir veliden vahiy ilmini kapsaydı!
  • یا به علم نقل کم بودی ملی ** علم وحی دل ربودی از ولی
  • Böyle bir nur varken kitabı önüne açarsın vahiy ile dinlenen ruhunda seni azarlar!
  • با چنین نوری چو پیش آری کتاب ** جان وحی آسای تو آرد عتاب
  • Zamanın kutbunun sözüne karşı nakli ilim, bil ki su varken teyemmüm etmeye benzer!
  • چون تیمم با وجود آب دان ** علم نقلی با دم قطب زمان
  • Kendini aptal yerine koy, ona uy da yürü... Ancak bu aptallıkla kurtulabilirsin!
  • خویش ابله کن تبع می‌رو سپس ** رستگی زین ابلهی یابی و بس
  • Babam, insanların padişahı, bunun için “cennetliklerin çoğu aptaldır” dedi. 1420
  • اکثر اهل الجنه البله ای پسر ** بهر این گفتست سلطان البشر
  • Akıl ve zekâ sana kibir ve gurur verir... Aptal ol da gönlün doğru kalsın!
  • زیرکی چون کبر و باد انگیز تست ** ابلهی شو تا بماند دل درست
  • Aptallık dediğim halka iki kat maskara olan adamın ahmaklığı değildir... Bu aptallık, ona hayran olan adamın aptallığıdır!
  • ابلهی نه کو به مسخرگی دوتوست ** ابلهی کو واله و حیران هوست
  • Kendilerini unutup Yusuf’un yüzünü görenler, o güzelliğe dalıp kalanlar... bu yüzden ellerini doğrayanlar yok mu işte onlar aptaldır!
  • ابلهان‌اند آن زنان دست بر ** از کف ابله وز رخ یوسف نذر
  • Aklı, dost aşkında kurban et... Akılların hepsi de o taraftandır, odur!
  • عقل را قربان کن اندر عشق دوست ** عقلها باری از آن سویست کوست
  • Akıllılar akıllarını o tarafa göndermişlerdir. Yalnız sevgili olmayan ahmak, bu tarafta kalmıştır! 1425
  • عقلها آن سو فرستاده عقول ** مانده این سو که نه معشوقست گول
  • Hayretle şu baştan aklın gitti mi başındaki her saç, bir baş, bir akıl kesilir!
  • زین سر از حیرت گر این عقلت رود ** هر سو مویت سر و عقلی شود
  • O tarafta akla, beyne düşünce zahmeti yoktur... Çünkü orada her ova, her bahçe akıl ve beyin bitirir!
  • نیست آن سو رنج فکرت بر دماغ ** که دماغ و عقل روید دشت و باغ
  • Bu ovadan geçer, o taraftaki ovaya gelirsen nükteler duyarsın... Oradaki bağlara, bahçelere gelirsen hurma fidanın sulanır, yeşerir!
  • سوی دشت از دشت نکته بشنوی ** سوی باغ آیی شود نخلت روی
  • Bu yoldaki köşkü, sayvanı, şöhreti şanı terk et... Kılavuzun hareket etmedikçe hareket etme!
  • اندرین ره ترک کن طاق و طرنب ** تا قلاوزت نجنبد تو مجنب