English    Türkçe    فارسی   

4
258-282

  • Kerem sahibi attarlardan gelen güzel kokular, başını döndürdü, yere düştü!
  • بوی عطرش زد ز عطاران راد ** تا بگردیدش سر و بر جا فتاد
  • O bihaber, gün ortasında yol uğrağına bir leş gibi yıkıldı, kaldı.
  • هم‌چو مردار اوفتاد او بی‌خبر ** نیم روز اندر میان ره‌گذر
  • Derhal halk, başına üşüştü... Herkes lâhavle diyerek derdine derman aramaktaydı. 260
  • جمع آمد خلق بر وی آن زمان ** جملگان لاحول‌گو درمان کنان
  • Birisi, eliyle kalbini yokluyor, öbürü yüzüne gülsuyu serpiyordu.
  • آن یکی کف بر دل او می براند ** وز گلاب آن دیگری بر وی فشاند
  • Bilmiyordu ki o alanda onun başına ne geldiyse gülsuyundan geldi.
  • او نمی‌دانست کاندر مرتعه ** از گلاب آمد ورا آن واقعه
  • Biri bileklerini başını ovuyor, öbürü hararetlensin diye samanlı ıslak balçık getiriyordu.
  • آن یکی دستش همی‌مالید و سر ** وآن دگر کهگل همی آورد تر
  • Biri ödağacıyla şekeri karıştırıp tütsülüyor, başka biri elbisesinin bir kısmını soyup üstündekileri hafifletiyordu.
  • آن بخور عود و شکر زد به هم ** وآن دگر از پوششش می‌کرد کم
  • Birisi nasıl atıyor diye nabzını yokluyor, öbürü ağzını kokluyor. 265
  • وآن دگر نبضش که تا چون می‌جهد ** وان دگر بوی از دهانش می‌ستد
  • Şarap mı içti, esrar mı? Yoksa afyon mu yuttu... Anlamak istiyordu. Halk, onun neden bayıldığını anlayamamış, şaşırıp kalmıştı.
  • تا که می خوردست و یا بنگ و حشیش ** خلق درماندند اندر بیهشیش
  • Derhal akrabalarına haber verdiler, falan adam feşman yerde perişan bir halde düşüp kaldı dediler.
  • پس خبر بردند خویشان را شتاب ** که فلان افتاده است آن‌جا خراب
  • Neden bayıldı, ne oldu da leğeni damdan düştü? Kimse bilmiyordu!
  • کس نمی داند که چون مصروع گشت ** یا چه شد کو را فتاد از بام طشت
  • O tabağın iriyarı, güçlü kuvvetli, bilgili anlayışlı bir erkek kardeşi vardı, hemencecik koşa koşa geldi.
  • یک برادر داشت آن دباغ زفت ** گربز و دانا بیامد زود تفت
  • Yenine biraz köpek pisliği almıştı, halkı yardı, feryat ederek kardeşinin başucuna geldi. 270
  • اندکی سرگین سگ در آستین ** خلق را بشکافت و آمد با حنین
  • Ben neden hastalandı biliyorum, dedi... Hastalık teşhis edildi, sebebi bilindi mi tedavisi kolaydır.
  • گفت من رنجش همی دانم ز چیست ** چون سبب دانی دوا کردن جلیست
  • Sebebi bilinmezse tedavisi güçleşir... Hangi ilaç iyi gelecek? Yüz türlü ihtimal vardır.
  • چون سبب معلوم نبود مشکلست ** داروی رنج و در آن صد محملست
  • Fakat sebebi bilindi mi iş kolaylaşır. Sebeplerini bilmek, bilgisizliği giderir.
  • چون بدانستی سبب را سهل شد ** دانش اسباب دفع جهل شد
  • Adam kendi kendine, onun iliğine damarına kat kat köpek pisliği sinmiştir.
  • گفت با خود هستش اندر مغز و رگ ** توی بر تو بوی آن سرگین سگ
  • Rızkını elde etmek için her gün, akşamlara kadar pisliğe gömülmüştür, tabaklığa gark olunmuştur demişti. 275
  • تا میان اندر حدث او تا به شب ** غرق دباغیست او روزی‌طلب
  • Büyük Calinus da böyle demiştir: Hastaya, neye alışkınsa onu ver!
  • پس چنین گفتست جالینوس مه ** آنچ عادت داشت بیمار آنش ده
  • Aykırı olan şeylerden zahmet çeker; onun için hastalığının ilacını da alıştığı şeylerde ara!
  • کز خلاف عادتست آن رنج او ** پس دوای رنجش از معتاد جو
  • Bokböceği, daima pislik taşır durur... Bu yüzden de gülsuyundan bayılır.
  • چون جعل گشتست از سرگین‌کشی ** از گلاب آید جعل را بیهشی
  • Onun ilâcı yine köpek pisliğidir... Çünkü ona alışmıştır, onunla halli hamur olmuştur.
  • هم از آن سرگین سگ داروی اوست ** که بدان او را همی معتاد و خوست
  • “Pisler, peslerindir” ayetini oku da bu sözün önünü, sonunu anla! 280
  • الخبیثات الخبیثین را بخوان ** رو و پشت این سخن را باز دان
  • Öğütçüler, pis kişiyi, ona bir kapı açılması, iyileşmesi için amberle, gülsuyu ile tedavi etmek isterler!
  • ناصحان او را به عنبر یا گلاب ** می دوا سازند بهر فتح باب
  • Fakat ey inanılır, itimat edilir kişiler, pislere temiz şeyler lâyık değildir ki!
  • مر خبیثان را نسازد طیبات ** درخور و لایق نباشد ای ثقات