English    Türkçe    فارسی   

6
649-673

  • Sözdeki birlik, daima yol vurur. Kâfirle müminin birliği, ten bakımındandır.
  • اشتراک لفظ دایم ره‌زنست  ** اشتراک گبر و مؤمن در تنست 
  • Bedenler, ağızları kapalı testilere benzerler. Her testide ne var? Sen ona bak. 650
  • جسمها چون کوزه‌های بسته‌سر  ** تا که در هر کوزه چه بود آن نگر 
  • O beden testisi, âbıhayatla doludur, bu beden testisi ölüm zehriyle.
  • کوزه‌ی آن تن پر از آب حیات  ** کوزه‌ی این تن پر از زهر ممات 
  • İçindekine bakarsan padişahsın, dışına bakarsan yolunu azıttın gitti.
  • گر به مظروفش نظر داری شهی  ** ور به ظرفش بنگری تو گم‌رهی 
  • Söz,bil ki şu bedene benzer, manâsı da içindeki candır.
  • لفظ را ماننده‌ی این جسم دان  ** معنیش را در درون مانند جان 
  • Baş gözü, daima bedeni görür, can gözü ise, hünerli canı.
  • دیده‌ی تن دایما تن‌بین بود  ** دیده‌ی جان جان پر فن بین بود 
  • Mesnevi’nin sözlerindeki suret de surete kapılanı azdırır, yolunu kaybettirir, manâya bakan kişiye de yol gösterir, doğru yolu buldurur. 655
  • پس ز نقش لفظهای مثنوی  ** صورتی ضالست و هادی معنوی 
  • Allah da “Bu Kur’an, gönül yüzünden bazılarına doğru yolu gösterir, bazılarının da yolunu azıtır” buyurmuştur.
  • در نبی فرمود کین قرآن ز دل  ** هادی بعضی و بعضی را مضل 
  • Arif, şarap dedi mi Allah için olsun abes görme. Arife nasıl olur da bir şey yok olur?
  • الله الله چونک عارف گفت می  ** پیش عارف کی بود معدوم شی 
  • Sen, şeytanın içtiği şarabı anlarsan Allah şarabını nereden düşünebileceksin?
  • فهم تو چون باده‌ی شیطان بود  ** کی ترا وهم می رحمان بود 
  • Çalgıyla şarap... bu ikisi de eşittir. Bu ona koşar, o buna.
  • این دو انبازند مطرب با شراب  ** این بدان و آن بدین آرد شتاب 
  • Sarhoşlar, çalgının namesiyle, çalgıcının nefesiyle gıdalanırlar. Çalgıyla çalgıcı da onları meyhaneye çeker götürür. 660
  • پر خماران از دم مطرب چرند  ** مطربانشان سوی میخانه برند 
  • O, meydanın başıdır, bu, sonu. Gönül, onun çevgânında bir top kesilmiştir.
  • آن سر میدان و این پایان اوست  ** دل شده چون گوی در چوگان اوست 
  • Akılda ne varsa kulak oraya dikilir. Başta safra varsa yanınca sevda olur.
  • در سر آنچ هست گوش آنجا رود  ** در سر ار صفراست آن سودا شود 
  • Sonra bu ikisi de kendinden geçer, orada baba da bir olur oğul da.
  • بعد از آن این دو به بیهوشی روند  ** والد و مولود آن‌جا یک شوند 
  • Neşeyle dert uzlaştı mı türkümüz çalgıcıları uyandırdı.
  • چونک کردند آشتی شادی و درد  ** مطربان را ترک ما بیدار کرد 
  • Çalgıcı uyutucu bir şarkı okumaya başladı: Ey yüzünü görmediğim sevgili, bana bir kadeh sun. 665
  • مطرب آغازید بیتی خوابناک  ** که انلنی الکاس یا من لا اراک 
  • Sen, benim yüzümsün, hakikatimsin, seni görmezsem şaşılmaz. Yakınlığın son derecesi, şüpheye düşme perdesiyle bürünmedir.
  • انت وجهی لا عجب ان لا اراه  ** غایة القرب حجاب الاشتباه 
  • Sen aklımsın, seni görmezsem şaşılmaz. Karışık şeylerin birbirine girmesinden seni göremezsem şaşılacak şey değildir bu.
  • انت عقلی لا عجب ان لم ارک  ** من وفور الالتباس المشتبک 
  • Sen, bana şah damarımdan daha yakınken, yâ diye nasıl sana hitap edebilirim? Yâ, uzakta olana hitaptır.
  • جت اقرب انت من حبل الورید  ** کم اقل یا یا نداء للبعید 
  • Ben, kıskançlığımdan yanımdaki sevgiliyi gizlemek, duyanları yanıltmak için dağlarda, çöllerde sana nida edip duruyorum.
  • بل اغالطهم انادی فی القفار  ** کی اکتم من معی مومن اغار 
  • Bir körün Mustafa aleyhisselâm’ın evine gelmesi , Allah razı olsun , Ayşe’nin körden kaçması,Resûl aleyhisselâm’ın “Neye kaçıyorsun ? O seni görmüyor ki” demesi üzerine Ayşe’nin ,Peygambere cevabı
  • در آمدن ضریر در خانه‌ی مصطفی علیه‌السلام و گریختن عایشه رضی الله عنها از پیش ضریر و گفتن رسول علیه‌السلام کی چه می‌گریزی او ترا نمی‌بیند و جواب دادن عایشه رضی الله عنها رسول را صلی الله علیه و سلم 
  • Peygamberin huzuruna bir kör geldi, ey her hamur teknesine ihsanda bulunan dedi. 670
  • اندر آمد پیش پیغامبر ضریر  ** کای نوابخش تنور هر خمیر 
  • Sen, sulara, yağmurlara hâkimsin, ben de susuzum, su istiyorum. Ey beni suvaran medet, medet!
  • ای تو میر آب و من مستسقیم  ** مستغاث المستغاث ای ساقیم 
  • Kör kapıdan aceleyle gelince Ayşe, görünmemek için derhal kaçtı.
  • چون در آمد آن ضریر از در شتاب  ** عایشه بگریخت بهر احتجاب 
  • O temiz kadın, kıskanç peygamberin gayretini biliyordu.
  • زانک واقف بود آن خاتون پاک  ** از غیوری رسول رشکناک