English    Türkçe    فارسی   

6
898-907

  • توبه کردن زین نمط بسیار شد  ** عاقبت از توبه او بیزار شد 
  • Böyle bir hayli tövbe etti, nihayet tövbeden bezdi.
  • فاش کرد اسپرد تن را در بلا  ** کای محمد ای عدو توبه‌ها 
  • İnanışını açığa vurdu, bedenini belâya attı, ey Muhammed dedi, ey tövbelere düşman!
  • ای تن من وی رگ من پر ز تو  ** توبه را گنجا کجا باشد درو  900
  • Bedenim de seninle dolu, damarım da. Artık bu bedene nasıl olur da tövbe sığar?
  • توبه را زین پس ز دل بیرون کنم  ** از حیات خلد توبه چون کنم 
  • Bundan böyle tövbeyi gönülden çıkaracağım. Ebedî hayattan nasıl olur da tövbe edebilirim?
  • عشق قهارست و من مقهور عشق  ** چون شکر شیرین شدم از شور عشق 
  • Aşk, kahredicidir, ben de onun eline düşmüş, kahrolmuş birisiyim. Aşkın coşup köpürmesiyle, aşkın acılığiyle şeker gibi tatlılaştım.
  • برگ کاهم پیش تو ای تند باد  ** من چه دانم که کجا خواهم فتاد 
  • Ey kasırga, senin önünde bir yaprağım ben, nereye düşeceğimi ne bilirim?
  • گر هلالم گر بلالم می‌دوم  ** مقتدی آفتابت می‌شوم 
  • Hilâl’sem de koşuşup duruyorum Bilâl’sem de. Senin güneşine uymuşum bir kere.
  • ماه را با زفتی و زاری چه کار  ** در پی خورشید پوید سایه‌وار  905
  • Ayın bedir oluş yahut zayıflayıp eriyerek hilâl haline gelişle ne işi var? O, güneşin ardına düşmüş gölge gibi koşar durur.
  • با قضا هر کو قراری می‌دهد  ** ریش‌خند سبلت خود می‌کند 
  • Kaza ve kadere karşı bir kararda durmaya kalkışan kendi sakalına güler.
  • کاه‌برگی پیش باد آنگه قرار  ** رستخیزی وانگهانی عزم‌کار 
  • Hem bir saman çöpü olup rüzgârın önüne düşmek, hem de bir yerde durmaya kalkışmak. Hem kıyamet, hem de sonra işe güce girişmeye kalkmak!